Abdulkadir Udeh

1954 yılında Şehid edilen Abdulkadir Udeh , 1930′da Kahire üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştu.Mezuniyetinden sonra sırasıyla hakimlik ve savcılık yapan Udeh ‘in meslek arkadaşları arasında üstün bir yeri vardı.

Abdulkadir Elirhabi zamanında hakimlik yaparken İhvan-ı Müslimini ortadan kaldırmak için bir çok davalar askeri mahkemeye verilmişti.Fakat Abdulkadir bütün davalarda beraat vermişti. 1951 de İhvanın ısrarı ile resmi görevi bırakarak ihvan saflarında göreve devam etti. Abdulkadir Udeh ,Cemal Abdunnasır ‘a suikast girişimiyle suçlanmıştı.Halbuki onun idamına sebep bu değildi.Peki Udehin şehid edilmesinde hangi sebepler rol oynamıştı.
1.Abdulkadir Udeh ,İhvanı Müslimin ile Cemal Abdunnasır arasındaki ihtilaflarda arabuluculuk ediyordu. Cemal Abdunnasır ,Udeh’i İhvanın vekili olarak görüyordu.
2.1954 ‘de Udeh ,Abdunnasır’a İhvanın kapatılmaması için nasihatta bulunarak ,eğer kapatılırsa İhvana bağlı gençlerin liderlerinden izinsiz herhangi bir harekette bulunabileceklerini söyledi.bunun üzerine Abdunnasır : - İhvanın sayısı ne kadardır.?diye sordu. -İki veya üç milyon . -İhvanın sayısı yedi milyon olsa bile ben halkın üçte birini gözden çıkarabilirim. -Bir kişinin hayatına yedi milyon.Bu senin yanına kalmaz Cemal.! İşte Abdulkadir Udeh’in idam edilmesinden en büyük sebeplerinden biri budur. bir diğer sebep de Abdunnasır İngilizlerle imzalanmış bir anlaşmanın kanuni yönünü hazırlamasını istemiş ama Udeh bunu kabul etmemişti.
Şehid Abdulkadir Udeh 1954 yılında beş arkadaşı ile birlikte idam edilirken " Ben Allah ile görüşmeye gidiciyim.Onun için ister yatağında ister savaş alanında ,isterse esir veya hür olarak öleyim hiç mühim değil." Daha sonra orada hazır bulunanlara dönerek :"Bana şehadeti nasip eden Allah’a şükrediyorum.Şunu bilin ki benim kanım sizin inkılabınızı boğacaktır."demiştir. Rabbim şehadetini kabul etsin.

Etiketler:

Ailenin Önemi - Cuma vaazi

 

Ailenin Önemi    

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Ailenin Önemi

Muhterem Müslümanlar

Fertler aileyi, aileler ise toplumu oluşturmaktadır. Fertlerin gelişimi, toplumların ilerlemesi aileye bağlıdır. Aile, bireyin yaşamında çok önemli bir yer tutan bedensel ve ruhsal ihtiyaçların karşılandığı, milli ve manevi değerlerin kazandırıldığı ilk ve en önemli yerdir. Bu ve daha birçok önemli sebepten dolayı İslam Dini, insanları meşru bir birliktelik olan evliliğe ve aile kurmaya teşvik ederken, gayrı meşru ilişkileri yasak kapsamı altına almıştır.

Kıymetli Müminler

Yüce Rabbimiz insanoğlunu tek başına var etmemiş, kendisine kendi neslinden eşler yaratarak, hayatı beraber paylaşma imkanı sunmuştur. Hutbeme başlarken okumuş olduğum ayette bu hususa şöyle işaret edilmektedir. “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[1]

Her konuda olduğu gibi Sevgili Peygamberimiz aile hayatında da sevgi ve saygıyı, merhamet ve şefkati hep ön planda tutmuştur. Vefakar bir eş, adaletli bir aile reisi olmuştur. Efendimize yıllarca hizmet eden Enes b. Malik “Ben Resullah kadar çoluk çocuğuna merhamet ve şefkatle muamele eden hiçbir kimse görmedim”[2] buyurarak, Efendimizin aile hayatının nasıl olduğunu bizlere aktarmıştır.

Aziz Kardeşlerim

Günümüzde birçok zararlı alışkanlıklara müptela olmuş gençlerimizin ıslahı, yalnızlığa terkedilmiş yaşlıların mutluluk kaynağı aile huzurudur. Aile, bilgi ve tecrübelerin aktarıldığı, tertemiz yaratılan aklın, gönlün ve bedenin dolmaya başladığı yerdir. Bu sebeple aile birlikteliğimizi sevgi ve saygı çerçevesinde, anlayışla, hak ve hukuka riayet ederek devam ettirmek hepimize düşen vazifedir. Eşler birbirlerine karşı sevgi ve saygıyla davranmalı, el birliği yaparak, çocuklarını milli ve manevi değerlere bağlı fertler olarak büyütmenin gayreti içinde olmalı, çocuklarda kendilerinin yetişmesine emek veren ana-babalarına karşı en güzel davranış şekillerini ortaya koymalıdır. Böyle geçen her günümüz bir öncesinden daha güzel olacak, üzüntülerimiz, dertlerimiz, hayatın zorlukları sağlam bir aile birlikteliğimizde en aza inecek, sevinçlerimiz, mutluluklarımız ve huzurumuz aynı zamanda en ulvi noktalara çıkacaktır.

Değerli Müminler

Aile, hem bireylere hem de topluma huzur sağlayan sükunet yuvasıdır. Aile, çocukların bir gül misali yetiştiği çiçek bahçesidir.  Aile, eğitimin ilk basamağı, bireylerin karakterinin belirlendiği ilk yerdir.  Hayatımızın en önemli zaman dilimi ve gelecek nesillerin yetiştiği ortamdır. Mutlulukla geçirilen bir aile hayatı, dünya cennetinin adıdır.

Hutbemi Peygamber Efendimizin aile hayatımızda gerçekleştirmemiz gereken şu tavsiyeleriyle sonlandırıyorum. “Mü’minlerin imanca en mükemmeli, ahlaken en güzel olanlarıdır ve hayırlı olanlarınız da ailesine karşı hayırlı olanlardır.”[3]

Ahmet ÜNAL

Vaiz

Şuhut/Afyonkarahisar

Etiketler:,

Zulüm ve sonucları CUMA VAAZI

 

Zulüm ve Sonuçları (Vaaz) Yazdır E-posta

Hayatımızın her anında adaleti ikame etmekle mükellefiz. Her işimizde adaletli olmak neticesinde iyiliklere ulaşabilmekteyiz. Aile hayatımızda, çocuklarımız arasında, ana-babamıza karşı, arkadaşlarımıza, komşularımıza, mesai arkadaşlarımıza sonuç itibariyle yaşam bulduğumuz bütün insanlara karşı adaletli davranmak neticesinde hem Rabbimizin hem de İnsanların rızasını kazanmış olacağız. Bu rıza ise bizi dünya ve ahiret mutluluğuna götürecektir.

Adaletin hayatımızdan çıkarılması sonucunda ise karşılaşacağımız sonuç zulümdür. Adaletli davranmamız gereken her alanda adaleti bırakarak kendi menfaatimiz veya güç- kudret sahiplerinin menfaati için adaletten ayrılmamız bizi zulüm’e, zulüm ise dünyamızı perişan etmemizle kalmayıp ahiret hayatımızı perişan etmemize sebebiyet verecektir. Bu sebeple ne iş yaparsak yapalım, kiminle olursak olalım adaleti yaşam haline getirip zulümden öylece kaçınmalıyız.

Zulüm Sözlükte "bir şeyi kendine mahsus yerinden başka bir yere koymak, noksan yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak, meyletmek, hakkını eksiltmek, hakkını vermemek, men etmek ve yapılmaması gereken bir davranışta bulunmak" anlamlarına gelir. Zulüm kavramı, Kur’ân öncesi Arap toplumunda insanî ilişkilerde her türlü olumsuz söz, fiil ve davranışları ifade etmekte kullanılmıştır. Kur’ân’da bu kavram insanlar arasındaki olumsuz ilişkiyi ifade etmekle birlikte çoğunlukla Allah’a karşı görevlerde inkâr ve isyan olan söz, fiil ve davranışları ifade etmektedir. [1]

Yüce Allah yaratmış olduğu hiçbir varlığa asla zulmetmediğini kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in değişik birçok ayetinde bizlere bildirmektedir. Bu ayetlerden bir kaçını sizlerle paylaşmak isterim.

تِلْكَ آيَاتُ اللّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللّهُ يُرِيدُ ظُلْماً لِّلْعَالَمِينَ

“İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetlerdir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez.”[2]

إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْراً عَظِيماً

“Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.”[3]Dünya hayatında kulları için zerre kadar zulmetmeyen Yüce Allah, ahiret gününde de asla zulmetmeyeceğini ve kullarının kazanmış olduklarının -ister iyi ister kötü olsun- neler olduğunu kendilerine bildirecektir.

Sevgili Peygamberimizin “Kıyamet gününde, haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacaktır.”[4] Sevgili Peygamberimiz bu hadisi şerifle bir teşbihte bulunmuştur. Hadis-i şerifini de Yüce Rabbimizin hiçbir varlığa zulmetmeyeceği sonucunu çıkarabiliriz.

Yüce Rabbimizin mutlak adaleti ahiret hayatında tecelli edecek ve bu hayatta zulüm edenlerin cezası verilmese bile ahirette verilecektir. Ahiret hayatında insanların dünya hayatında yapmış oldukları kendilerine bildirilecektir. Bu bildirimi alan insan hatanın kendisinden kaynaklandığını anlayacaktır. Ayet-i kerimde şöyle buyruluyor. “Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. "Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!" Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”[5]

Zulüm olan bazı fiiliyatlar ve bu fiiliyatlar hakkında Yüce Rabbimizin bildirdiği bazı ayetleri sizlere aktarmak isterim.

Allah’ın mescitlerini, camilerini mamur etmek onları imar etmek Allah’a ve ahiret gününe imanın bir neticesi ise, Allah’ın mescitlerini harap etmek ise zulmün neticesidir. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyruluyor. “Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır.”[6]

Yetimlerin mallarına el uzatanların da Kur’an-ı Kerim’de zalim oldukları ifade edilmektedir. “Gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.”[7]

Zulmedenlere karşı meyletmekte insan için zulümdür. Kur’an-ı Kerim bu hususa işaret etmektedir. Zulüm nasıl zulüm ise, zulmedenin zulmüne destek olmak ona meyletmek öylece zulüm olarak değerlendirilmektedir. İlgili ayette şöyle buyrulmaktadır. Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.[8]

Yüce Allah geçmiş milletlerin başlarına gelen sıkıntıların kendinden olmadığını her bir kavmin başına gelen sıkıntıların kendi yapmış olduklarından dolayı olduğunu ve bu manada Allah’ın kimseye zulmetmediğini bizlere şöyle bildirmektedir. “Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekte idiler.”[9]

Geçmiş milletlerin yanlışlıklarından bahseden diğer bir ayette ise insanların idrak edemedikleri şeyleri inkar etmeleri zulüm olarak değerlendirilmektedir. “Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak.”[10]

Yukarıda yapmış olduğumuz açıklamalar ışığında zulmü üç ana başlık altında inceleyebiliriz. Bu üç ana unsurun üç önemli sonucu bulunmaktadır.

1- İnsan ile Allah arasında vuku bulan zulüm. Bu şirk, küfür, nifak ve isyandır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus ile ilgili bildirilen ayetlerden bazıları şöyledir. “Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.”[11] Yüce Allah kendisine ortak koşulmasını, kendisinden başkasına ibadet edilmesini zulüm olarak değerlendirmektedir. “Onlar, Allah’ı bırakıp da (Allah’ın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için hiçbir yardımcı yoktur.”[12] Bir başka ayette imandan küfre sapanlarında zulüm içerisinde oldukları şöyle vurgulanmaktadır. “Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.”[13]  

Allah’a şirk koşmanın onu inkar etmenin neticesini Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. “İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.”[14] “Kıyamet günü o kötü azabtan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı tadın" denmiştir.”[15]

2- Kişi ile insanlar arasındaki zulüm. Haksızlık, hırsızlık, öldürme, iftira vb. günahlar. İnsana karşı yapılan zulüm kul hakkını doğurmaktadır. Kul hakkı ise ancak kul tarafından affedilmektedir. Sevgili Peygamberimizin konumuzla ilgili meşhur hadisini sizlerle paylaşmak isterim. Ebû Hüreyre  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb:

- Bizim aramızda müflis, parası va malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular.[16] Bir diğer hadislerinde Alemlere rahmet olarak gönderilen HZ. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm mikdarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şâyet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.”[17]  

3- Kişi ile nefsi arasında zulüm. Bu, Allah’a karşı görevlerini yapmayan ve insanlara zulmeden kimsenin neticede nefsine zulmetmemiş olmasıdır. Nefsine karşı zulmedenler tövbe ettikleri vakit tövbeleri kabul edileceği müjdesini de vurgulamakta fayda görüyoruz. Rabbimiz şöyle buyuruyor. “Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.”[18]

Hz. Adem ve Hz. Havva Cennette yasaklanan meyveyi yemeleri ve Dünyaya gönderilmeleri neticesinde yapmış oldukları hatayı anlamışlar ve şöyle dua etmişlerdi. Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız."[19] Yüce Allah’ın koymuş olduğu yasakları çiğneyen insanlar kendilerine zulmetmektedirler. Allah’ın insanlara haram kıldığı ve yasak kapsamına aldığı her şey insanlar içindir. İnsanın dünya ve ahireti içindir. Bu yasaklara uymayanlar, haramla meşgul olanlar dünyalarını ve ahiretlerini harap etmektedirler. Yüce Yaratanın Cennetlik yarattığı bu bedeni cehenneme sevk etmektedirler. Bu ise zulümden başka nedir? Bu sebeple Rabbimizin bizlerden istemiş olduğu emirlere riayet ve yasaklarından kaçmak için var gücümüzle çalışmalıyız. Kendimizin selameti için.

Müslüman kendisi için istediğini başkası için isteyen, kendisi için istemediğini başkası için istemeyen kimsedir. Sevgili Peygamberimizin bir başka ifadesiyle “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.”[20] Allah’a inanmış, Peygamber Efendimizi kabul etmiş, Kur’an-ı Kerim’i tasdik etmiş Müslümanlar olarak bizlere yakışan adaletli olmak, zulmü hayatımızdan çıkarmaktır. Hayatımızın hangi safhasında olursa olsun, hangi işle meşgul olursak olalım, kiminle diyalog kurarsak kuralım adaletli olmalı, hakkı haklı olana teslim etmeli, hiç kimseye haksız bir fiiliyatta bulunmamalıyız.

Sonuç itibariyle zulüm; doğru olanı yanlış olan ile, haklı olanı haksız olanla, iyi olanı kötü olan ile, sevgiyi nefret ile değiştirmektir. Olanı olmamış gibi, olmayanı olmuş gibi göstermektir. Zulüm fıtrata, insanın özünü ters bir davranış şeklidir. Zulüm insanlar arasında bulunması gereken diyalogu zayıflatır, birlik ve beraberliğe sekte vurur. Zulüm neticesinde her şey birbiriyle karışır. Doğru yanlıştan ayırt edilemez hale gelir. Gerçek bilginin üzeri zulümle örtülür. Bu sebeple zulüm sadece insan hayatını değil, doğal hayatı da perişan eder.

Rabbimizin emirlerine uymak ve yasaklarından kaçmak sureti ile Rabbimize karşı zulüm içerisinde olmamalı, yaşam bulduğumuz insanlara karşı haksızlık yapmak suretiyle zulüm etmemeli ve kul hakkı almamalı, meşru olan şeyleri yapmak ve gayri meşru olan şeylerden kaçınmak suretiyle de nefsimize zulüm etmemeliyiz. Böyle bir yaşam kendimizin rahat edeceği bir yaşam şeklidir. Bunun ötesinde her türlü haksız davranış şekilleri dünyamızı ve ahiretimizi hüsranlığa götürecektir.

Yüce Rabbim, Kendisine, kendimize ve diğer insanlara karşı zulüm içerisinde olmamamızı nasip etsin. Hatalarımızdan dönme fırsatını bizlere sunsun. Tövbe etmek suretiyle, kul haklarını helal ettirmekle ve Kendi rızasına uygun olmak üzere imanlı bir ölüm bizlere nasip etsin. Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

Etiketler:, ,

Spor yapmanın yararına örnek

 

İsveçli bilim adamları, 69 kişinin dahil olduğu bir araştırma sonucunda, asansör ve yürüyen merdiven kullanmaktan vazgeçenlerin, daha zinde olduklarını, bel çevresinin daha dar, vücutlarındaki yağ oranı ve kan basıncının da düşük olduğunu belirledi. Cenevre Üniversitesi uzmanlarına göre bu yolla zamansız ölümlerin yüzde 15′inin önüne geçilebilir.

Hareketsizlik öldürüyor
İngiliz profesör Adam Timmis, yapılan egzersiz fazla olmasa da, faydalarının açık şekilde görüldüğüne dikkat çekiyor. Araştırmanın sonuçları, Avrupa Kardiyoloji Birliği’nin toplantısında açıklandı. 69 katılımcının, araştırmaya dahil olmadan önceki hayatlarında haftada en fazla iki saat egzersiz ya da spor yaptıkları, günde 10 kattan fazlasını yürüyerek çıkmadıkları ve genellikle hareketsiz oldukları belirtiliyor.

Asansör kullanmayın
12 hafta süren araştırmada, üniversite çalışanlarından oluşan gönüllülerden, işteyken asansör yerine merdiven kullanmaları istenmiş. Bu süre zarfında deneklerin inip çıktıkları kat sayısı, günde ortalama 5′ten 23′e çıkmış. Üç ayın sonunda yapılan testlerde, deneklerin akciğer kapasiteleri, kan basınçları ve kolesterol değerlerinin çok daha iyi olduğu anlaşılmış. Ayrıca kilolarının, vücutlarındaki yağ oranı ve bel çevresi genişliğinin de düştüğü saptanmış. Tümü beraber hesaplandığında, bu yöntemin uygulanmasıyla erken yaşta ölüm riskinin yüzde 15 azaldığını ortaya koyuyor. Uzmanlar bulguların şimdi daha uzun vadeli ve kapsamlı deneylerle doğrulanmasını hedefliyorlar.

Etiketler:

Sts